Yağmurlu bir Nisan akşamıydı. Kafede hafif bir uğultu vardı; bardak sesleri, kahve makinelerinin ritmik tınısı ve arka masalardan yükselen kahkahalar…
Ancak o an, Dilan ve Gülhan için dünyada yalnızca birbirleri vardı. Yıllar sonra ilk kez aynı masada oturuyorlardı.
En son Dilan evlenmeden önce görüşmüşlerdi. Sonrasında hayat onları farklı yönlere savurmuştu. Önce yoğunluklar, sonra kırgınlıklar girmişti aralarına. Zamanla aramalar seyrekleşmiş, mesajlar kısalmış ve dostlukları sessizce uzaklaşmıştı.
Aradan geçen yıllar Dilan’ın yüzüne ince bir yorgunluk bırakmıştı. Gülhan ise sanki hiç değişmemiş gibiydi. Kahvelerinden çok, merakla birbirlerine bakıyorlardı.
“Seni özledim…” dedi Gülhan.
Dilan hafifçe gülümsedi.
“Ben de… Ama sanki seni hiç tanımıyormuşum gibi hissediyorum.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Çünkü bazen insanlar uzaklaşmaz; sadece birbirlerini gerçekten görmeyi bırakırlar.
İlişkilerdeki kırılmalar çoğu zaman büyük hatalardan doğmaz. Aksine, ölçüsünü aşmış iyi niyetlerden filizlenir.
Çok konuşuruz ama az dinleriz.
Çok düşünürüz ama yanlış anlarız.
Çok veririz ama karşımızdakinin neye ihtiyacı olduğunu hiç sormayız.
Gülhan derin bir nefes aldı.
“Ben sana hep destek olmak istedim.”
Dilan’ın cevabı kısa ama ağırdı:
“Bazen beni hiç duymadın.”
İşte tam o anda ikisi de yıllardır taşıdıkları yükün ağırlığını hissetti.
Çünkü insan bazen yardım ettiğini sanır, oysa yalnızca kendi doğrusunu dayatır.
“Ama ben senin için en iyisini yaptım!” dedi Gülhan.
Dilan başını salladı.
“Evet… Ama o senin en iyindi. Benim değil.”
Bir ilişkide denge bozulduğunda sevgi baskıya, ilgi ise kontrole dönüşebilir. İnsan fark etmeden, iyi niyetli bir yabancıya dönüşür.
Çünkü anlaşılmadan verilen her şey, karşı tarafta ya eksik kalır ya da fazla gelir.
Gülhan’ın gözü duvardaki yazıya takıldı:
“Gülümse, çekiyorum.”

Bir süre yazıya baktıktan sonra Dilan’a döndü.
“Belki de biz hep poz verdik…”
Dilan bu kez gözlerini kaçırmadı.
“Ama hiç gerçekten bakmadık.”
İşte mesele tam da buydu.
İlişkilerde çoğu zaman anı yaşamayız; yalnızca fotoğrafını çekmeye çalışırız. Gerçekten görmek yerine, görmek istediğimiz kareye takılı kalırız.
Dilan bu kez daha yumuşak bir sesle konuştu:
“O zaman bu sefer gerçekten bakalım.”
Kafedeki uğultu devam ediyordu. Yağmur camlara hafifçe vuruyor, şehir kendi telaşında akıp gidiyordu. Ama iki eski dost için zaman sanki birkaç dakikalığına durmuştu.
Çünkü ilişkiler, doğruyu yapmaktan çok; doğru yerden dokunabilmekle ayakta kalır.
Bazen bir ilişkiyi kurtaran şey daha çok vermek değil, daha doğru görebilmektir.
Belki de en önemli soru şudur:
Gerçekten karşındakini mi görüyorsun?
Yoksa yalnızca kendi çektiğin kareye mi bakıyorsun?
Ve belki de her şey bir tebessümle başlar…
Ama bu kez poz vermek için değil, gerçekten görmek için.
Gülümse…
Bu sefer gerçekten gör.
14 Responses
İletişimimizde sınırları belirlemediğimizde sürecimiz zorlaşıyor.
Ne güzel söylenmiş çok konuşur az dinleriz
İnsan kendi tarafından baktığında nasıl da yanlış çekiyor resmi. …
Güzel yazınız için teşekkür ederiz
İlişkileri herkese göstermeye çalışmaktan karşımızdakini göremez olduk… Çok güzel ve düşündürücü bir yazı olmuş.
Bazen gerçeklerden kaçar insan, açılacağını düşünür.
Tekrar tekrar okunması gereken, vurucu cümlelerin olduğu bir yazı.
Not almalı, düşünmeli. Anda kalmayı becerebilsek çok şey olacak ama yapamıyoruz. Anda kalabildiğinmizde gerçek ihtiyacı görecek, yerinde bir iletişim gerçek ilişkiler kurabileceğiz.
İnsanın çoğu şeyi kendine göre yorumladığı bu dünyada, gerçektan karşısındakini görebilmek, saf algılamak ne kadar kıymetliymiş meğer…
“İlişkiler, doğruyu yapmaktan çok; doğru yerden dokunabilmekle ayakta kalır.
Bazen bir ilişkiyi kurtaran şey daha çok vermek değil, daha doğru görebilmektir.”
Ne kadar doğru bir tespit. Çok güzel bir yazı olmuş 🥰🌺🤌🏻
Göz gezdirmek ile okumanın arasında dağlar kadar fark var.
Anlayarak anlaşılmayı dilerim herkese🤲🏻 anlamadığını okumuş olmazsın.
Bu ilişkilerde böyle…
Gördüğümüz her şeyde böyle.
Artık doğru pozları vererek gülümseyerek gerçekten görerek ilerlemek nasip olsun 🫶🏻🤲🏻 Gülümse…
Bazen bir ilişkiyi kurtaran şey daha çok vermek değil, daha doğru görebilmektir.
Ne kadar da doğru bir cümle….. Çok etkileyici bir yazı olmuş…
Kendi zanlarımızı doğru zannederek ilişkilerde var olmak yerine yok oluyoruz….kaleminize sağlık 😊
Çok şey anlatıyor: “görmek istediğimiz kareye takılı kalıyoruz”
Ne içten bir yazı olmuş. Sanki herkese bir yerinde tanıdık gelen bir hikâye gibi. “Gerçekten görmek” vurgusu ne kıymetli.
Kaleminize sağlık💐
Maalesef olayların içine çok daldığımızda karşımızdaki kişinin duygularını kaçırabiliyoruz. Şu an nerede yanlış yaptığımı anladım. Teşekkür ederim