
HAYALLERİNİN PEŞİNDE: İSTEMEK Mİ, KARAR VERMEK Mİ?
Saat sabahın altısıydı. Sokaklar ağır uykusundan yavaş yavaş uyanırken İdil, masasının başında kahvesini yudumlayarak ders çalışıyordu.
Komşu evden gelen tıkırtılara kulak verirken arkadaşı Defne'nin uyanıp uyanmadığını merak etti.
"Ayşe teyze de uyandı, acaba Defne kalkabildi mi?" diye düşündü.
İdil ve Defne yıllardır aynı apartmanda oturuyor, çocukluklarından beri hayatlarının önemli dönemlerini birlikte geçiriyorlardı.
Birlikte büyümüş, benzer hayaller kurmuş ve sonunda lise son sınıfa kadar yan yana gelmişlerdi.
Defne bir gün önce:
"İdil, sabah beni de mutlaka kaldır. Test çözmem lazım," demişti.
İdil de:
"Sen yine de alarmı kur. Ben de seni ararım," diye cevap vermişti.
Fakat sabah olduğunda İdil ne kadar ararsa arasın Defne'yi uyandırmayı başaramadı.
İdil erken kalkıp ders çalışmayı alışkanlık hâline getirmiş, uykusu olsa bile yapması gerekenleri mümkün olduğunca aksatmıyordu.
Defne ise alarmını beş kez ertelemiş, ancak saat yediye yaklaşırken kendine gelebilmişti.
Gözlerini tavana dikerek kendi hâliyle alay etti:
"Bir gün mutlaka erken kalkıp ders çalışmayı başaracağım. Offf, başaracağım da bedenim başarıyı reddediyor."
Saat 07.30'da iki arkadaş kapıda buluşup her sabah yaptıkları gibi birlikte okula doğru yürümeye başladılar.
"Kızım, yine uyanamadın. Kaç kere aradım seni. Yine dizi izledin, geç yattın değil mi?" diye söylendi İdil.
Defne, biraz mahcup ama muzip tavrıyla cevap verdi:
"Ama alarmı kurdum vallahi. Ne zaman kapattığımı bile hatırlamıyorum. Neyse, ben zaten gece çalışacağım."
Sonra kendinden emin bir ifadeyle ekledi:
"Sabah insanı değilim ben ya! Bu gece matematikten 150 soru çözerim."
İdil gülümsedi.
"İnşallah uykuya yenik düşmezsin."
İkisi de iyi bir üniversite kazanmanın ve gelecekte başarılı bir kariyere sahip olmanın hayalini kuruyordu.
Ancak İdil her gün attığı küçük adımlarla hayaline yaklaşırken Defne, sorumluluklarını erteledikçe hedefinden biraz daha uzaklaşıyordu.
AYNI AKŞAM, AYRI YOLLAR
Defne okuldan eve geldiğinde hemen bir çalışma programı hazırladı ve akşam için oldukça iddialı hedefler belirledi.
Türkçe ve matematikten konu tekrarı yapacak, ardından üç yüz soru çözerek günü tamamlayacaktı.
"Yemeğimi yerken dizimden bir bölüm izleyeyim," diye düşündü ve yemeğini alarak salondaki koltuğa geçti.
Dizi öyle heyecanlı bir yerde bitti ki bir bölüm daha izlemek istedi.
"Diğer bölümü de izleyip öyle çalışırım. Zaten kırk dakikada bitiyor, çok da vakit kaybı sayılmaz."
Ancak bir bölümün arkasından diğeri geldi ve Defne'nin ders çalışmak için ayırdığı zaman giderek azaldı.
Gece saat 23.30'u gösterirken masanın üzerinde kendisini bekleyen kitaplarla göz göze geldi.
"Bari yatayım, yoksa sabah yine zor kalkarım," diyerek kitaplarını açmadan odasına geçti.
Aynı akşam İdil de Defne'nin izlediği dizinin yeni bölümünü merak ediyordu. Fakat eve geldiğinde önce çalışma masasının başına geçti.
"Üç konu çalışayım, sonra geç olmazsa bir bölüm izler ve yatarım," diye düşündü.
Konularını çalıştı, testlerini çözdü ve yanlış yaptığı soruları daha sonra incelemek üzere not aldı.
İşlerini tamamladıktan sonra saate baktı. Yarım saatini diziye ayırabileceğini düşünerek gönül rahatlığıyla kumandayı eline aldı.
İdil de eğlenmek istiyordu. Aralarındaki fark, eğlenip eğlenmemeleri değil; yapmaları gerekenleri hangi sıraya koyduklarıydı.

SORUMLULUK MU, ŞİKÂYET Mİ?
O sene İdil Tıp Fakültesini kazandı, Defne ise istediği sonucu alamadığı için bir yıl daha sınava hazırlanmaya karar verdi.
İkisi de üniversite sıralarında birlikte olmayı çok istemişti. Ancak aynı şeyi istemeleri, aynı sonucu almalarına yetmemişti.
Aralarındaki fark, aylar boyunca tekrar ettikleri küçük alışkanlıklarda ve yaptıkları günlük tercihlerde saklıydı.
İdil, "Bugün hiç çalışmak istemiyorum," dediği günlerde bile verdiği kararı hatırlamıştı:
"Ben bir karar verdim ve bunun için gereken neyse onu yapacağım."
Defne ise sonuçlar açıklandığında çok üzülmüş ve neden istediği sonucu alamadığını düşünmeye başlamıştı.
"İdil çok şanslı, ne güzel ilk yılında üniversiteyi kazandı."
"Aslında ben de kazanabilirdim ama şartlarım uygun değildi."
"Sınav günü başım çok ağrıyordu zaten."
"Zaten sorular da çok zordu."
Defne bunları düşündükçe içindeki hayal kırıklığı biraz hafifliyordu. Geride bıraktığı yıl, zihninde başka sorular da uyandırıyordu.
İSTEMEK Mİ, KARAR VERMEK Mİ?
Defne de İdil gibi iyi bir üniversite ve başarılı bir kariyer istiyordu. Peki bir şeyi çok istemek, ona ulaşmak için yeterli miydi?
İstemek, çoğu zaman ulaşmak istediğimiz sonucu hayal etmemizi sağlar. Karar vermek ise o sonuca giden süreci de kabul etmeyi gerektirir.
Çünkü kararın içinde yalnızca güzel sonuçlar değil; yorgunluk, vazgeçme isteği, sabır ve tekrar da vardır.
İkisi de aynı şeyi istiyordu ancak biri isteğini günlük davranışlarına taşırken diğeri harekete geçmek için uygun zamanı bekliyordu.
HAYAT BİZDEN NE İSTER?
Hayatta istediğimiz her sonucu yalnızca çabamız belirlemez. Bazen şartlar ve kontrolümüz dışında gelişen olaylar da sonucu etkileyebilir.
Mutlu bir ilişki kurmak, çocuklarını iyi yetiştirmek, sağlıklı olmak veya başarılı bir kariyer yapmak isteyen insan önce hayalini kurar.
Fakat her gün verdiğimiz küçük kararlar, yaptığımız tercihler ve tekrar ettiğimiz alışkanlıklar zamanla bizi bir sonuca doğru götürür.
İdil ile Defne'nin hayalleri birbirinden çok farklı değildi.
Fark, hayallerinde değil; hayalleri için yaptıklarındaydı.
Peki sen sadece istiyor musun, yoksa gerçekten karar verdin mi?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
