
HAKLI OLMAK YETİYOR MU?
Hikmet Amca'nın hayatında hemen her şeyin bir yeri ve zamanı vardı. Yıllardır aynı apartmanda, aynı evde, neredeyse aynı düzen içinde yaşıyordu.
Salondaki koltuğu belliydi. Akşam çayını alır, yıllardır yaptığı gibi aynı yere otururdu. Kumanda sehpanın üzerinde durur, gazete okunduktan sonra katlanıp yerine bırakılırdı.
Anahtarların, ayakkabıların, hatta mutfaktaki kavanozların bile yeri kolay kolay değişmezdi.
Haftası da en az evi kadar düzenliydi. Alışverişin günü, yürüyüşün saati ve faturaların ödeneceği zaman önceden belliydi.
Son dakikada çıkan işler ya da aniden değişen planlar pek ona göre değildi.
Mualla Teyze ise eşinin bu hâllerine yıllar içinde alışmıştı. Bazen salondaki sehpayı biraz oynatsa, Hikmet Amca daha odaya girer girmez fark ederdi.
"Mualla, bu sehpa burada mıydı?"
"İki karış oynattım bey, iki karış."
"İyi de yeri orası değil ki."
Mualla Teyze gülümser, sehpayı bazen yerine koyar, bazen de olduğu yerde bırakırdı. Eşinin düzeniyle aslında pek bir derdi yoktu.
Asıl mesele, Hikmet Amca'nın zaman zaman herkesin kendisi gibi yaşamasını beklemesiydi.
Herkes Bizim Gibi Olmak Zorunda mı?
Kendi evinde her şeyin bir zamanı varsa, Hikmet Amca'ya göre apartmanda yaşayanların da uyması gereken bir düzen olmalıydı.
Çöpler saatinde çıkarılmalı, kapı önünde bekletilmemeliydi. Poşetlerden merdivenlere su sızmamalı, arabalar belirlenen yerlere park edilmeliydi.
Çocukların geç saatlerde gürültü yapmaması gerektiğini düşünüyordu. Aslında apartman yaşamıyla ilgili isteklerinin çoğu gayet makuldü.
Sorun, Hikmet Amca'nın ne istediğinden çok, ilişkilerde kullandığı üslupta başlıyordu.
Bir sabah kapı önünde bekleyen çöp poşetini gördü. Poşetin altından birkaç damlanın merdivene sızdığını fark edince komşusunun kapısını çaldı.
"Yine çöp kapının önünde! Kaç defadır konuşuyoruz bunu? Biraz dikkat etmek bu kadar zor mu?"
Komşusu tam açıklama yapacakken Hikmet Amca çoktan söylenmeye başlamıştı.
Başka bir gün kendi park yerine taşmış bir araba gördüğünde yine aynı sertlikle tepki verdi:
"Şu çizgileri süs olsun diye mi çizmişler? Herkes kendi yerine park etse hiçbir sorun kalmayacak."
Söyledikleri yanlış değildi. Fakat kullandığı dil, çoğu zaman söylediklerinin önüne geçiyordu.
İlişkilerde Haklı Olmak Yetiyor mu?
Zamanla komşularıyla arasındaki mesafe artmış, merdivende karşılaştığı insanlarla yaptığı sohbetler giderek kısalmaya başlamıştı.
Hikmet Amca ise insanların neden kendisinden uzaklaştığına pek anlam veremiyordu. Bir akşam yine söylenerek eve geldi.
"Mualla, bu insanlara laf anlatılmıyor! Çöpün saati belli, otoparkın yeri belli. İnsan biraz dikkat eder."
Mualla Teyze çayını önüne koyarken eşine baktı.
"Sen yine ne söyledin?"
"Ne söyleyeceğim? Doğruyu söyledim."
Mualla Teyze gülümsedi.
"Bey, senin doğrularında pek sorun yok. Bir de söyleyişine baksan..."
Hikmet Amca kaşlarını kaldırdı.
"Ne varmış söyleyişimde?"
"İnsan bazen ne söylendiğini değil, nasıl söylendiğini hatırlıyor."
Hikmet Amca bu kez hemen cevap vermedi.
Aynı Sorun, Başka Bir Dil
Ertesi gün Mualla Teyze, kapısının önünde çöp bırakan komşusuyla merdivenlerde karşılaştı.
"Komşum, dün poşet kapının önünde kalmış. Belki aceleden unutmuşsundur. Biraz dikkat edersek merdivenlerimiz de temiz kalır."
"Haklısınız Mualla Teyze. Misafirler vardı, unutmuşum. Bundan sonra dikkat ederim."
Akşam yaşananları eşine anlattığında yalnızca, "Bak bey, ikimiz de aynı şeyi istiyoruz," dedi.
Hikmet Amca bir şey söylemedi. Aynı sorun ortadaydı ama bu kez ne tartışma çıkmış ne de kimse kırılmıştı.
Bazen Sorun Söylediğimiz Şey Değildir
Birkaç gün sonra Hikmet Amca, yan taraftaki aracın yine kendi park yerine taştığını gördü.
Tam sesini yükseltecekti ki Mualla Teyze'nin söyledikleri aklına geldi. Bir an durdu ve komşusuna döndü.
"Komşum, arabanız benim yere biraz taşmış. Müsait olduğunuzda düzeltebilir misiniz?"
"Tabii Hikmet Amca, fark etmemişim. Hemen düzelteyim."
Bu kadar.
Ne tartışma çıktı ne de kimse birbirine küstü. Hikmet Amca belki o gün ilk kez başka bir ihtimali düşünmeye başladı:
İnsan haklıyken de karşısındakini kırabiliyordu.
Üstelik benzer cümleler yalnızca apartman kapılarında ya da otoparklarda söylenmiyordu. Evde, aile içinde ve arkadaşlıklarımızda da karşımıza çıkıyordu.
"Bunu kaç kere söyledim?", "Sen zaten hep böylesin.", "Bunu da mı düşünemedin?" gibi cümleler bazen haklı olduğumuz bir konunun ardından geliyordu.
Fakat karşıdaki insanın aklında çoğu zaman yalnızca söylenen söz değil, o sözün kendisine nasıl söylendiği de kalıyordu.

Tatlı Dil Susmak Değildir
Mualla Teyze de düzeni seviyordu. O da kapının önünde çöp istemiyor, yanlış park edilmiş araçlardan rahatsız oluyordu.
Fakat aralarında küçük ve önemli bir fark vardı:
Hikmet Amca önce hatayı görüyor, Mualla Teyze hatanın arkasındaki insanı da görüyordu.
Mualla Teyze susmuyordu. Rahatsız olduğu şeyi söylüyor, gerektiğinde sınırını da belli ediyordu. Fakat bunu yaparken karşısındaki insanı incitmemeye dikkat ediyordu.
Hikmet Amca da zamanla konuşmadan önce kendisine başka bir soru sormaya başladı:
Şu anda haklı olduğumu mu göstermek istiyorum, yoksa gerçekten anlaşılmak mı?
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
