Doğumdan Sonra Hayat Neden Bir Anda Değişir?

Saat sabah beşi gösteriyordu. Yirmi gün önce kucağına aldığı yavrusu, uzun uğraşlardan sonra nihayet uykuya daldı. Gün yavaş yavaş aydınlanıyordu ama Melda’nın güne başlayacak hâli pek kalmamıştı.

İki haftadır sıcak içemediği çayın yarım kalmış bardağına baktı. Komodinin üzerindeki dağınık eşyalar gözüne ilişti. Koluna iz bırakan lastik tokayla gelişigüzel topladığı saçlarına dokundu. Günlerdir tarayamamıştı. Üzerindeki süt lekelerini görünce kendi kendine gülümsedi:

“Ben en son ne zaman duş aldım acaba?”

İlk Haftalarda Yeni Annelerin Yaşadığı Zorluklar

Oysa doğumdan önce ne kadar düzenli bir hayatı vardı. Her sabah istediği saatte kalkar, duşunu alır, kahvaltısını hazırlardı. Eşini eline tutuşturduğu kahvesiyle uğurlar, canı isterse yeniden yatağına dönerdi.

Daha yirmi gün önce hayatı ne kadar farklıydı.

Kimse ona bunları anlatmamıştı.

Bebeğini doğru tutmayı yeni öğreniyordu. Doğumun üzerinden henüz günler geçmiş olmasına rağmen bedeni hâlâ ağrıyordu. Uykusuzluk ise düşünmesini bile zorlaştırıyordu.

Bazen telefonunu elinde arıyor, bazen çamaşır makinesini çalıştırıyor ama içine çamaşır koymadığını sonradan fark ediyordu. Çayı demliyor, içemeden soğutuyordu. Kendi acıktığını ise ancak başı dönmeye başlayınca hatırlıyordu.

Bir sabah kendine kahvaltı hazırlamak için mutfağa gitti. Tam ekmeği çıkaracaktı ki bebek ağladı. Onu sakinleştirdi, emzirdi, gazını çıkardı. Saatler sonra mutfağa döndüğünde tezgâhtaki ekmeğin kuruduğunu gördü.

O gün yalnızca birkaç lokma ve bir fincan çayla günü tamamladığını akşam fark etti.

Başka bir gün bebeği nihayet uyuduğunda derin bir nefes aldı.

“Şimdi biraz dinlenebilirim.” diye düşündü.

Tam koltuğa oturmuştu ki aklına çamaşırlar geldi. Onları astı, mutfağı toparladı. Kendine su almak için bardağı eline aldığı anda tanıdık sesi duydu.

Bebek uyanmıştı.

Bardaktaki su yine yarım kaldı.

Annelik Sadece Sevmek Değildir

İşte annelik bazen tam da böyleydi.

Bir işi baştan sona bitirebilmek bile küçük bir zafere dönüşüyordu.

O an içinden şu cümle geçti:

“Keşke biri bana bunların normal olduğunu önceden anlatsaydı.”

O güne kadar anneliğin daha çok sevgi dolu yanını dinlemişti. Kimse ona uykusuzluğun insanın düşüncelerini bile değiştirebileceğini, bazen sebepsiz yere ağlayacağını, kendini yetersiz hissedeceği günler olacağını uzun uzun anlatmamıştı.

Belki anlatmışlardı.

Ama bazı cümleler, insan onları yaşamadan gerçek anlamını kazanmıyor, sadece sevmek yetmiyordu.

Melda evlenir evlenmez çocuk sahibi olmak istemişti. Çocukları çok seviyordu.

“En azından kendi çocuğumu severim.” diye düşünüyordu.

Fakat zamanla şunu fark etti: Anne olmak sadece bir bebeği çok sevmekten ibaret değildi. Asıl mesele, hayatın bir anda tamamen değişmesine de hazır olabilmekti.

Evliliğe alışamadan gelen bebek, zaman zaman eşiyle arasında gerginliklere neden oldu. Oysa sorun sevgisizlik değildi.

Yorgunluktu, uykusuzluktu.

Biriken sorumluluktu.

Bazen taşan duygularını eşine yansıtıyor, sonra sakinleşince buna üzülüyordu.

Deneyim Bazı Gerçekleri Daha Anlamlı Kılar

Hamileliği sırasında annesi ona şöyle demişti:

“Güzel kızım, bebek doğunca bu kadar uyuyamayacaksın. Şimdiden erken kalkmaya alışsan iyi olur.”

O gün bu sözler kulağına sıradan bir öğüt gibi gelmişti.

Şimdi ise o cümlenin içinde yılların tecrübesini görüyordu.

Çünkü bazı nasihatler ancak yaşandıktan sonra anlam kazanıyordu.

Yaşanıp ders çıkarılmış örnekler en iyi öğretmendi.

İnsan yaşayacağı bir olay hakkında önceden fikir sahibi olduğunda zihni de o sürece hazırlanıyordu.

Hazırlıklı olmak zorlukları ortadan kaldırmıyordu; ama onları anlamlandırmayı kolaylaştırıyordu. İnsan en çok bilmediği şey karşısında zorlanıyordu.

Yeni Annelerin Ortak Duyguları

Annelikte yaşanan pek çok duygu ortaktı.

İlk emzirme telaşı…

Gaz sancıları…

Uykusuz geceler…

Lohusalıkta sebepsiz yere ağlamak…

“Acaba ben iyi bir anne miyim?” diye düşünmek…

Bunların hemen hepsi milyonlarca annenin ortak hikâyesiydi.

Deneyim Paylaşıldıkça Çoğalır

Bu yüzden doğuma hazırlık eğitimleri, emzirme danışmanlıkları ve gebe okulları çok değerliydi.

Ama bazen en kıymetli bilgi, bir kitabın satırlarında değil; aynı yollardan geçmiş bir annenin birkaç cümlesinde saklıydı.

Çünkü deneyim bilginin içine duygu katıyordu.

Bir cümle bazen koca bir yükü hafifletiyordu.

Bir anne,“Ben de ilk haftalarda bebeğimin her ağlamasını açlık sandım.”dediğinde insan rahatlıyordu.

Bir başkası,“Ben de haftalarca sıcak çay içemedim.”dediğinde yalnız olmadığını hissediyordu.

Bir diğeri,“Ben de kendimi yetersiz hissettim ama zamanla her şey düzeldi.”dediğinde umut yeniden filizleniyordu.

Deneyimler bütün sorunları çözmüyordu ama  insanın önünü görmesini sağlıyordu.

Bebeğin üçüncü haftada daha sık emmesinin normal olduğunu bilen anne daha az kaygılanıyordu.

Gaz sancılarının geçici olduğunu bilen baba daha sabırlı oluyordu.

Lohusalığın sonsuza kadar sürmeyeceğini bilen anne ise yaşadığı günlerin de geçeceğini hatırlıyordu.

Bilgi yol gösteriyordu.

Deneyimler ise o yolu daha güvenle yürümeyi sağlıyordu.

Hayatta bazı şeyleri yaşayarak öğrenmek kaçınılmazdır.

Hiç kimse anneliği yalnızca okuyarak öğrenemez.

Ama başkalarının yaşadıklarını dinlemek, aynı yolda yürüyen insana güçlü bir fener tutar.

Önündeki bütün engelleri kaldırmaz.

Fakat karanlıkta yürümek yerine nereye bastığını görmesini sağlar.

Belki de bu yüzden büyüklerin anlattığı hatıralar bazen uzun eğitimlerden daha kalıcı olur.

Çünkü insan, kendini bir başkasının hikâyesinde bulur.

Taze Anne Okulu Gerçekten Olsaydı

Bazen düşünüyorum…

Keşke gerçekten “Taze Anne Okulu” diye bir yer olsaydı.

Orada mükemmel annelik anlatılmasaydı.

Kimse kimseyle kıyaslanmasaydı.

Sadece gerçek hayat konuşulsaydı.

Gece üçte bebeğiyle birlikte ağlayan anneler…

İlk kez bez değiştirirken telaşlanan babalar…

Bir fincan çayı sıcak içebilmenin bile mutluluk sayıldığı günler…

Bebeğini çok severken aynı zamanda çok yorulmanın da mümkün olduğu…

Bazen güçlü görünürken bazen sessizce ağlamanın da normal olduğu…

Ve bütün bunların anneliğin eksikliği değil, tam da anneliğin kendisi olduğu anlatılsaydı…

Bir Başkasının Ayak İzleri Cesaret Verir

Sanırım birçok anne yaşadığı duyguların yalnızca kendisine ait olmadığını fark ederdi.

Çünkü bazı bilgiler kitaplardan öğrenilir.

Bazı gerçekler ise ancak bir başkasının yaşanmışlığında anlam bulur.

Birinin,“Ben de aynı yollardan geçtim.”demesi, bazen uzun eğitimlerin ve onlarca tavsiyenin veremeyeceği kadar büyük bir güç verir.

Belki de taze annelerin en çok ihtiyacı olan şey kusursuz olmak değildi.

Kendilerinden önce yürünmüş bir yolu görebilmekti.

Çünkü insan, yürünmüş bir yolda ayak izlerini gördüğünde cesaret bulur.

Ve cesaret, anneliğin en sessiz ama en güçlü yol arkadaşıdır.

Bir Yanıt

  1. Yazıyı okuyunca hayatımızda ilerlerken tecrübeli büyüklerimizin yakınımızda olması bizim için büyük bir konfor olduğunu bir kere daha fark ettirdiniz…
    Teşekkür ederim kaleminize sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner