Hepimizin hayalinde yeşillikler içinde, üç beş evden oluşan köyler vardır ya hani… Kuşların uçuştuğu, kuzuların koşturduğu sevimli köyler… Ahmet de böyle çok hanesi olmayan, sessiz bir köyde doğdu. Bu köy; etinden sütüne, havasından toprağına kadar her anlamda insana şifa bir yerdi. Burada yaşayan insanlar, çoğu kez ağaçlardan ötesini görmek istemezlerdi. Ahmet ise ağaç tepelerine tırmanıp uzakları seyretmeye bayılırdı. O birçok insandan daha uzaklara bakardı. Ufuk çizgisi diğer köylülerden çok daha genişti.
Ahmet köyünü çok severdi ancak, hayata dair daha uzaklara uzanan istekleri vardı. Köyünün bereketli toprakları eğitim konusunda onu aynı şekilde ikramlamadı. Okumak için uzakta bir ilçeye gitmek zorunda kaldı. Okuldaki arkadaşları ondan farklı yaşantılara sahipti ama bu onu pek etkilemedi. Okumak onun için her şeyden daha önemliydi.
Köyde her işin ucundan tutar, annesine ve babasına destek olurdu. İnsanların işine yaramak oldum olası hoşuna giderdi. Bundan dolayı da köyünde çok sevilirdi Ahmet. Köyünden öte bir dünya daha vardı: Okulu ve arkadaşları… Orada da aynı Ahmet olmak istiyordu. Arkadaşlarına ve diğer insanlara faydalı olmalıydı. Bunu somut imkanlarla yapabilmesi pek mümkün olmuyordu. Babasının maddi durumu pek iyi değildi. Ahmet, köyden getirdiği keçi sütünü pazarlarda satar ve kitaplarını alırdı. Kıyafet ve ayakkabıları ya abilerinin ya da komşu çocuklarının küçülenleri olurdu. Okul arkadaşlarına ufak ikramları olsa da kendini yetersiz hissederdi. Teneffüslerde arkadaşlarıyla sohbet eder ve onların problemlerini dinlerdi. Üzgün olanları güldürür, eğlendirmeye çalışırdı. Dersi anlamayan arkadaşlarına ders anlatırdı. Bu verici yapısı okulda sevilmesini zaten sağlardı.
Daha fazla işe yarar olmakla ilgili açlığı onu daha büyüklerle de ilişki kurmakta marifetlendirmişti. Üniversite okumaya giden gençler yazın köye döndüğünde onlarla sohbet etmek hoşuna giderdi. Hemen onlarla arkadaşlık kurmaya çalışırdı. Kimse kendinden büyükler ile kurmaya çalıştığı arkadaşlığı anlayamazdı. Üniversiteyi bitirince ne olacaklarını sorardı. Okudukları meslekler ile insanlık için ne yapacaklarını merak ederdi. İnsan sadece bir güne sığacak işler yapamazdı ona göre. Çevresine katkısı sadece doğduğu topraklarla ve yaşadığı yıllarla sınırlı kalmamalıydı. Babasına destek olan Ahmet, insanlara ve hatta kendinden sonraki birçok insana da destek olabilen biri olmak istiyordu. İnsanlarla iletişiminde niyeti, sadece o gün zaman geçirmek değildi. Gelen abilerin anlattıklarından etkilenirdi.
Nasıl güzel konuştuklarını, insanlarla nasıl iletişim kurduklarını gözlemlerdi.
Çok sevdiği bir arkadaşı yanlış bir şey yapacağı zaman onu nasıl ikna edeceğini merak ederdi.
Ahmet aslında ilişkilerinde bir ömür faydası olacak iletişim marifetlerini kazanmak istiyordu.
Peki bizlerin insanlara sağladığı fayda ne kadar?
İnsanlardan aldığımız fayda anlık ve kişisel çıkarlar üzerine mi kurulu?
Anda ve kişilerde mi sıkıştık kaldık yoksa onlarca yıl birçok insana mı temas ettik?
Ne kadar çok insana ne kadar geniş zamanda faydalı olmak istiyorsak ilişki marifetimiz o kadar gelişir bu hayatta… Bir o kadar da ufuk çizgimiz genişler…
32 Responses
Insanoğlunun fayda verdikçe fayda görmesi ….
Bazen de çok kısa bir vaktin olur ama o kısacık vakitte öyle içten öyle samimi karşıdakinin ihtiyacını giderirsin ya da kısa bir sohbet edersin ki… hem kendine hem konuştuğuna şifa olur insan.
Mesele vakit öldürmek mi vaktin kıymetini arttırmak mı?
İnsanın kendini geliştirme ile ilgili açlığı onu yıllarca öteye götürebiliyor gerçekten
Evet, doğru niyetle ve doğru algıyla insan kendisini nasıl da yetiştiriyor, sadece başkalarına bakarak bile…
“Ufuk çizgisi insanın potansiyelini belirler” diye düşündürdü bu yazı. İnsan ne kadar istekli olursa ufuk çizgisini aşmaya o kadar marifetleniyor, ilişkileri kuvvetli oluyormuş.
Hayat aynısını tekrar etmek için kısa
İnsanın böyle arkadaşları olsa dedirten güzel yazınız için teşekkür ederim.
İhtiyaç gideren olmak dileğiyle
Ufkumuzu açan nedir peki? Olayları ilişkileri,irdelemek ufkumuzu açar mı?
Elinize sağlık… insan öylesine bir hayat yaşadığında bir çok keyfinden de mahrum kalıyor…
İnsanın büyüklüğü bulunduğu yerle değil, temas ettiği insan sayısı ve bıraktığı etkiyle ölçülür. Ahmet’in asıl hedefi üniversite okumak değil; insan ilişkilerinde ustalaşıp zamana yayılan bir iyilik halkası oluşturmaktır.
Ne kadar doğru bir tespit ufuk çizgisi genişledikçe insanın başlatacağı iyilik halkası uzuyor …
Anda değil toplamda ve geniş zamanlı fayda sağlayanlardan olabilmek dileğiyle…
Kaleminize sağlık ..
Fayda veren olmak bu konuda aç olup kendimizi geliştirmek duasıyla..
Analık olarak yaşadığımız şu zaman diliminde birbirimize hasret olduk. Bir derdi olana ,bir sıkışmış olana ne kadar destek olduğumuz bizim iletişim marifetimizi gösteriyormuş oysa. Kaleminize sağlık:)
Hayatta herşeyin faydalılık bağı ile birbirine bağlı olduğunu anlayınca, fayda çıktığı anda bir ilişkide zararın yerini aldığını farketmek önemli bir ders oluyor.
O yüzden fayda ilişkide olmazsa olmaz en temel taş.
Ellerinize sağlık🥰
insan bazen nasıl da bugünde sıkışıp kalabiliyor, yarını hiç düşünmüyor.. geleceğini.. başkalarının geleceğini..
böyle hatırlatıcı yazıların olması da güzel 🙂
Çok güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık.
İlişki ve iletişim kalitemiz hayat kalitemizi belirliyor.Ne kadar da önemli
Ufuk çizgisi insanın doğduğu yerle değil, dokunduğu hayatlarla genişliyor..
Çok anlamlı bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.
İlişkilere bu gözle bakmak hemde küçük yaşta bu marifete sahip olmak büyük başarı gerçekten. Bizde bütün ilişkilerimizde aynı bakış açısını yakalarız inşallah 🙏🏻
İnsanoğlu muhtaç bir canlı ihtiyaç sahibi. Ne kadar çok ihtiyaç görürsek o kadar da ilişki marifetimiz artar. İhtiyaç giderken başkalarının ihtiyaçlarınıda giderebilir olmak. Karşımızdakinin ihtiyacına konsantre olabilmek. Fayda sağlayabilmek. İşte o zaman Ufuk çizgimiz genişleyebiliyor.
Kalemine sağlık. Çok güzel bir yazı.
İnsan sadece bir güne sığacak işler yapamazdı ona göre… Hayattaki amacımız bir günlük mü? Ortaya koyacağımız fayda bir anlık mı? İnsanın kendi amacını yeniden düşündüren bir yazı olmuş. Elinize sağlık…
İnsanin merak ettiği şeyin ne kadar önemli olduğunu hatırlatan bir yazı olmuş teşekkürler…
Her insanın ufuk çizgisi kedi sınırları kadar. Bazıları için ufuk ulaşamayacağı bir yerdir, bazıları için ise yola çıkma sebebi .
İmkânlar sınırlı olsa da niyet geniş olunca insan yine de fayda üretmenin bir yolunu buluyor. Çok güzel anlatılmış 👏🏻🌼
Ahmet, insanlarla ilişki kurmada marifetli olduğu kadar ileriyi görmede de marifetli. Yardımcı olmanın, ihtiyaç gidermenin ona ne kadar faydasının olacağını çözmüş. ☺️
Fayda veren ihtiyaç karşılayan olduğunda insan çevresi tarafından vazgeçilmez olmaya başlıyor bir noktadan sonra. İnşallah bizde fayda verenlerden olabiliriz.
Attığım taş az kurbağayı değil çok kurbağayı ürkütsün derdinde:)… Kimi var parasının miktarıyla ilgileniyor kimi var faydasını miktarıyla ilgileniyor… Bu köydeki gencin kafa yapısına sahip bir insan bulmak da bu zamanda çok zor…..
Ufkun kadar yollar sana hayatta dibine değil ufuk çizgine bak…
Fayda veren olmak ne kadar kıymetli, o duyarlılığı yakalamak.
Kalemine sağlık bu güzel yazı için
Hayatımızda örnek alacağımız insanlar çok önemli çünkü büyüyünce örnek aldığımız insanlar gibi davranmaya, konuşmaya eleştirmeye başlarız. Bu yazı bana bunları bir kez daha hatırlattı…
İnsanın bir ömrü etrafındakilere fayda vermeden geçirmesi çok acı…
Ne kadar çok insana ne kadar geniş zamanda faydalı olmak istiyorsak ilişki marifetimiz o kadar gelişir bu hayatta… Bir o kadar da ufuk çizgimiz genişler…
Ufuk çizgisine bu yönde bakmamıştım. Kaleminize sağlık 🪻